Bu Blogda Ara : Arayacağınız kelimeyi yazın ve enter'a basın.

22 Kasım 2016 Salı

TARİH : PÎRÎ REİS NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ ?

 


PÎRÎ REİS NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

 

Bugüne kadar Pîrî Reis'in yazdıkları ve çizdikleri ile ilgili çok yazı kaleme alındı. Bu yazı, onun eserleriyle değil, idam edilişiyle ilgilidir ve asla bir tarihçilik iddiası taşımaz. Zira bir kuruntuyla değil, denizcilik tarihine meraklı amatör bir denizcinin oradan buradan derlediklerini paylaşma hevesiyle kaleme alınmıştır.

 

Denizcilik tarihimize dönüp baktığımızda, büyük Türk denizcileri dediğimiz kaç kişi sayabiliriz? Mesela bir İngiliz arkadaşımızla oturup sohbet ederken, "Hadi bana tarihteki ünlü Türk denizcilerini say" dese, kaç isim sayacağız? Çaka Bey, Umur Bey, Barbaros Hayrettin(ki aslında tek başına değildir Hızır Reis, ağabeyi Oruç Reis'i, asıl kızıl sakallı olan ve Avrupalılarca Barbaros olarak anılan ilk denizciyi unutuyoruz nedense), Pîrî Reis, Turgut Reis, Uluç Ali Reis, Seydi Ali Reis… Pek çok denizcimizin büyük hizmetleri ve başarıları oldu elbette ama kendi adıma diyebilirim ki, listeyi bundan öteye taşımak, fazla zorlama olacak sanki.

 

Şurada hemen bir parantez açalım: Bu isimlerin büyük çoğunluğu, denizde askerî zaferler elde etmiş kişilerdir. Denizcilik ilmine katkıda bulunmuş –ne yazık ki- tek isim Pîrî Reis'tir. Haritaları ve kitabı ile Pîrî Reis, denizcilik ilmine katkıda, hem de önemli katkıda bulunmuştur. (Ahmet Rasim Barkınay gibi önemli isimleri, nispeten modern oldukları için bu listenin dışında tutuyorum.)

 

Pîrî Reis'ten başka bilimsel çalışma yapmış bir denizcimizin olmadığını ben söylemiyorum, Kâtip Çelebi söylüyor, ki kendisi de Tuhfetü'l Kibâr Fî Esfâri'l Bihâr adlı muhteşem eseriyle denizciliğimize katkıda bulunmuş, en azından çok önemli kayıt düşmüştür ama denizci değildir. Şöyle diyor Kâtip Çelebi eserinde, Pîrî Reis'imizin Kitab-ı Bahriye adlı eseri için: "Mezbûr Pîrî Reis Bahriyye nâm kitabı yazup Akdeniz ahvâlini beyân eylemişdir. İslâmiyânın bu fende andan gayrı kitâbı olmamağla ekser deryada gezenler âna mürâcaat ederler."

 

Seydi Ali Reis'in de denizcilik ilmiyle ilgili kitapları vardır ama o değerli eserlerde (bildiğim kadarıyla günümüz diline de çevrilmediler henüz) denizcilik açısından yeni bir şey mi, bilemiyoruz. Evet, Mirat-ı Kâinat, Hulâsat-al Haya, Kitab Al-Muhit Fî İlm'al Eflâk Va'l Abhur adlı eserler bilimsel nitelik taşımakta ama Pîrî Reis'in yapıtlarıyla kolay kolay boy ölçüşebilecek cinsten olmadıkları söylenebilir. Öyle olsaydı, Kâtip Çelebi de o şekilde dile getirirdi.

 

bayrakGörünen o ki, denizcilik tarihimizde(modern dönem hariç) askerî başarı dışında önemli katkı sağlamış tek kişidir Pîrî Reis. Ve o da idam edilerek hayatını kaybetmiştir. Hem de idam fermanını veren, Türk tarihinin bilim, sanat, kültür, siyaset, diplomasi adına zirveyi yaşadığı dönemin padişahı, Kanunî Sultan Süleyman Han, yabancıların deyişiyle Muhteşem Süleyman'dır.

 

Peki ama Muhteşem Kanunî, neden Pîrî Reis gibi önemli ve başka bir muhteşem adamı idam ettirsin? Hem de sunduğu eserlerinden son derece memnunken. Gelin bu yazıda bunu inceleyelim.

 

PARGALI'YLA BAŞLAYAN MACERA


Öncelikle bir özeleştiri yapayım. Tarihçi değilim. Ama keşke olsaymışım. Sadece bir amatör denizciyim. Fakat, denizcilik tarihine meraklı bir amatör denizciyim. Herkes okur, belki ben birkaç tane fazladan kitap alıp okumaktayım, belki denizcilikle doğrudan ilintili olmayan kaynaklardan yararlanmayı da seviyorum falan. Ama her türlü eleştiri ve katkıya açığım. Gerçi bu yazıyı, bir yorum yaparak değil(belki birazcık), kaynaklardan alıntılarla kaleme almaktayım ama yine de benim ulaşamadığım, bilmediğim bir kaynağı bilen, gören varsa, dinlemeye, okumaya çok hevesli olduğumu belirtmek isterim. Neyse, lafı uzattım. Demem o ki, hatalarım varsa affedilmesini ama bana da, yazının sonunda yer alacak e-posta adresimden bildirilmesini rica ederim. Amacım, tarihimizin biz denizcileri de ilgilendiren bir noktasına mercek tutup, bildiklerimi paylaşmaktan başka bir şey değildir.

 

Efendim, gelelim konumuza… Pîrî Reis nerede idam edildi? Mısır'da. O sırada görevi neydi? Hint Kaptanlığı. Suçu neydi? Birlikte okuyup görelim. Ama önce, Pîrî Reis'in Mısır'da ne işi vardı, buna bir bakalım.

 

İstanbul'un alınmasıyla "imparatorluk" vasfı artık evrenselleşen Osmanlı'yı, yani üç kıtaya yayılan, binlerce kilometrekarelik alana, milyonlarca nüfusa, ticarete, sınırlara, mala mülke sahip koca bir imparatorluğu yönetmek de kolay değil, sahip olduklarını korumak da. Bu kadar geniş toprakları elde tutabilmek, daha fazlasına sahip olabilmek, sahip olunan kaynak ve beldelerin güvenliğini sağlamak için, karada olduğu kadar, hatta belki çok daha fazla, denizde de güçlü olmak gerekiyor. Bereket ki, Sultan Süleyman'ın dönemine, Barbaros Hayrettin gibi (asıl adı Hızır Reis'tir) "muhteşem" bir denizci yetişiyor. Barbaros'tan ve onun önderliğindeki Cezayir ekolünün deryaların yönetimine gelmesinden sonradır ki Osmanlı, denizde gerçekten "güçlü" hale geliyor. Tabii, imparatorluğun elinin altında üç kıta olunca, ufuk giderek uzaklaşıyor ve denizlerde farklı üslerle farklı donanmalar bulundurma zorunluluğu ortaya çıkıyor.

 

İşte, okumayanlarımızın da artık televizyon dizisinden tanıdığı Pargalı İbrahim, yani Veziriazam Makbul İbrahim Paşa, 1524'te Mısır'daki işleri(isyan vs.) hale yola koymak için deniz yoluyla piramitler ülkesine yola çıkıyor. Bu seyahatte İbrahim Paşa'ya Pîrî Reis eşlik ediyor. Ona eserlerini, çalışmalarını gösteriyor. İbrahim Paşa bundan çok hoşlanıyor ve o günden sonra Pîrî Reis ile arası çok iyi oluyor.

 

Makbul İbrahim Paşa'nın, her makbul kişinin olduğu gibi, bolca muhalifi var. Makbullüğü, padişahın kız kardeşiyle evlendirilmiş olmasından ve şehzadeliği döneminden beri Sultan Süleyman ile dostluklarından kaynaklanıyor. Hatice Sultan ile düğünleri, bu Mısır seferinden hemen önce gerçekleşiyor. Düğünden sonra da adı, Makbul Damat İbrahim Paşa olarak anılmaya başlıyor.

 

SÜVEYŞ KAPTANLIĞI VE BÖLGEDEKİ TEHLİKELER


İbrahim Paşa, Mısır'a gelince, bölgedeki düzeni temin için birçok şey yapıyor. Bunlardan biri de, 1525'te Süveyş Kaptanlığı'nı oluşturmak. Merkezi Süveyş olan bir donanma komutanlığı kuruluyor açıkçası. Bu donanmanın adı da Bahr-i Ahmer Filosu. İlk Süveyş Kaptanı, Selman Reis. Fakat devlet sınırları genişledikçe ve Osmanlı'nın kontrol altına alması gereken bölgenin sınırları doğuya kaydıkça, 1525'ten 20 yıl kadar sonra bu Süveyş Kaptanlığı ismi, Hint Kaptanlığı, donanmanın adı da Hint Donanması olarak değişiyor.

 

Peki bölgedeki tehlike ne? Neden burası kontrol altına alınmak isteniyor? Durumu anlamak için biraz geriye gidelim şimdi. Avrupa'nın doğu ile olan ticareti, ki Avrupa'nın varlığını koruyabilmesi için çok önemli, doğudan Müslümanların gemileri ile Akdeniz'in doğudaki limanlarına gelen malların, Venedik ve Ceneviz gemileri ile Avrupa limanlarına taşınması yöntemiyle sürüyor. Osmanlı'nın bu yolları kontrol altına alması sonucu, Avrupa, ana ticaret damarının Müslümanların elinde olmasından, tabii olarak rahatsızlık duyuyor. Bu rahatsızlık, İstanbul'un fethiyle doruğa çıkıyor. Tam da bu sıralarda, Vasco da Gama adlı Portekizli denizci, Ümit Burnu'ndan dolaşıp doğuya ulaşmıyor mu! İşte o zaman Portekiz anlıyor ki, elinde büyük bir güç var. Ama o da doğudaki Osmanlı etkisini zayıflatmak zorunda ki, bu deniz yolunu kullanabilsin. Ayrıca, Avrupa genelinde baskı da yapıyor ve ticaretin, kendi eline geçmesini istiyor. (İşin özü: Her şey para!)

 

İşte bu tarihten sonra Portekiz, Kızıldeniz, Basra Körfezi, Hint Okyanusu bölgesinde gemiler inşa ediyor, yerleşkeleri ele geçiriyor, kaleler yapıyor. Kısaca, varlık gösteriyor. (Çünkü karşısında hiç başka deniz gücü yok!) Eh, elbette bu da doğuya ulaşan köprüleri elinde tutan Osmanlı'yı üzüyor ve kızdırıyor. Osmanlı İmparatorluğu, hem ticareti Katolik Portekiz'den kurtarmak, hem de İslâm'ın koruyucusu olarak Mekke-Medine kutsal yollarının güvenliğini sağlamak için bu bölgeye önem veriyor.

 

İkinci bir tehlike de, bölgede sık sık isyan eden Arap şeyhler! Çok ilginçtir ki, kendileri de Müslüman olan bu isyancı Arap şeyhlerinin en büyük derdi, Portekiz'in himayesine girmek. İyi de neden böyle bir dinsel ihanet söz konusu acaba? E dedik ya, her şey para. Arap şeyhi Portekiz'in himayesine girecek ve kendi kasasının, Portekiz sayesinde dolmasını sağlayacak! Dertleri bu. Haliyle, Portekiz'in ajan provokatörleri de bu durumu gayet güzel kullanıyor, Osmanlı'ya karşı önlerine geleni kışkırtıyorlar. Şeyh efendiler de kışkırıp duruyorlar!

 

TEZ DONANMA HAZIRLANA!


İşte böylesi bir dönemde, Basra Körfezi'nin girişi olan Hürmüz Boğazı ve Boğaz'a adını veren, küçük ama çok değerli Hürmüz Adası, 1515'te Portekizlilerin eline geçiyor. Ada hemen takviye ediliyor, kale güçlendiriliyor vs. Adada bolca Müslüman da yaşıyor ama idare Portekiz'de.

 

Kanunî Sultan Süleyman, 1530'da, duruma pek tahammül edemeyerek, Mısır Valisi Hadım Süleyman Paşa'ya, kuvvetli bir donanma oluşturması için emir veriyor. Hadım Süleyman Paşa, 1537-38'de, bizzat Hint Kaptanı olarak gemilerin başına geçiyor ve pek de başarılı olamayan birkaç girişimle bölgeyi Portekiz'den arındırmaya çalışıyor. Hile yolu ile ve Sultan Süleyman'ın büyük tepkisini çekerek Aden'i 1538'de ele geçiriyor. Süveyş-Aden ve Hindistan trafiği bu şekilde devam ediyor.

 

Bu sıralarda Osmanlı, Basra Körfezi'ni pek umursamıyor görünüyor. Fakat 1546'da, Ayas Paşa'nın kumandasıyla Basra ele geçiriliyor. Fakat Basra Körfezi'ni kontrol altında tutmak için kuvvetli bir donanma yok. Evet birkaç gemi var ama bu, Hürmüz Boğazı'ndaki Hürmüz Adası'nı 1515'ten beri elinde tutan Portekizlileri derdest etmek için yeterli değil. Derhal birşeyler yapmak gerekiyor. Ama tersane kurup gemiler inşa etmeye vakit yok. Bölgedeki en güçlü donanma Süveyş'te.

 

İşte 1547'de Hint Kaptanlığı'na, kitabı, haritaları ile nam salmış, ünlü denizci Pîrî Reis getiriliyor. Tam da bu sırada, Aden'de yeni bir isyan patlak veriyor. Âli bin Süleyman el Tavlakî adlı bir Arap şeyhi, Osmanlı'ya karşı ayaklanıyor ve amacı, elbette Portekiz'in himayesine girmek!

 

PÎRÎ REİS'İN İŞİ ÇOK ZOR


Taze Hint Kaptanı Pîrî Reis, derhal gidip Aden'i bu isyankâr şeyhten 1548'de geri alıyor. Bu başarı, Dîvan-ı Hûmâyun'da sevinçle karşılanıyor ve Pîrî Reis, yıllık tahsisatı 100.000 akçeye çıkartılarak ödüllendiriliyor.

 

Bu başarının ardından Kanunî Sultan Süleyman Han, güvenini iyiden iyiye kazanmış, kitabını okuduğu, haritalarını kullandığı Pîrî Reis'e, başını sürekli derde sokan İranlılara karşı elini güçlendirmeyi de hesaplayarak bir emir veriyor: "Git Hürmüz'ü al!" Tabii bu o kadar da basit bir şey değil. Portekizliler denizcilikte çok güçlü. Takviye edilmiş Hürmüz Kalesi daha da güçlü. Portekiz'in bir dolu gemisi, topu ve yıllardır orada bulunan binlerce askeri var. Tabii Sultan Süleyman'ın emri de ona göre. Diyor ki:

 

"(Mealen tabii) Önce Süveyş'teki donanmayı, Portekizlilere fark ettirmeden Basra'ya götür. Basra'daki 15.000 Osmanlı askerini, oradaki gemilerle birlikte donanmana kat ve ani bir baskınla Hürmüz'ü fethet. Eğer bir aksaklık çıkarsa uğraşma, hemen Basra'ya geri dön!"

 

Emir iyi güzel de, bir kere böyle bir seferin hazırlığı, cirit atan Portekizli casuslar sayesinde nasıl gizli kalacak?

 

Ardından, Süveyş'ten Basra'ya 3.300 deniz mili yol var. Bu sefer, her tarafta bolca bulunan Portekiz gemileri varken nasıl olur da onlara görünmeden sessiz sedasız halledilir?

 

Pîrî Reis'in işi gerçekten zor. Ama emir emirdir, yapılacak. 1552'de Pîrî Reis, donanmasıyla birlikte Süveyş'ten yola çıkıyor. Yolda Aden, Şihr ve Zufar limanlarına uğruyor. Buradan da, bazı kaynaklarda oğlu olduğu söylenen Mehmet Bey kumandasındaki beş kadırgayı, gözcülük etmeleri için önden gönderiyor. Bu Mehmet Bey, yolda karşılaştıkları bir Portekiz fustasını ele geçirmeye çalışıyor. Gemiler birbirine çarpıyor ama fusta, güçlü rüzgârın etkisiyle kaçmayı başarıyor! Mehmet Bey çıldırıyor tabii. Arabistan kıyılarına doğru dümen tutuyor ve Maskat civarında, içinde Maskat kale kumandanının karısının da bulunduğu bir Portekiz gemisini zapt ediyor. Maskat, 1506'dan bu yana Portekizlilerin. Bu şehrin açıklarında Pîrî Reis ve oğlu Mehmet buluşuyorlar. Kaçan Portekiz fustasının ve ele geçen Portekiz gemisinin verdiği ruh durumuyla Pîrî Reis, Kanunî'nin kendisine verdiği emri unutuyor(kimseye fark edilmeden Basra'ya ulaşmak) ve Maskat'ı yağmalıyor.

 

ÜST ÜSTE HATALAR


Bu yetmezmiş gibi, Maskat yağmasından üç gün sonra Hürmüz'e geliyor ve burada karaya asker çıkartıyor. Kanunî'nin emrini hatırlayalım: "Fark edilmeden Basra'ya git, askerleri al, Hürmüz'e öyle git!" ama bunun tam tersi oluyor ve Pîrî Reis, Hürmüz'ü muhasara ediyor. Hürmüz Şeyhi(Müslüman Arap), ailesiyle birlikte Portekiz kalesine sığınıyor, adanın zenginleri, hemen yakındaki Kişm(Keşim) Adası'na kaçıyor. Tabii Mehmet Bey'in kaçırdığı fusta çoktan Hürmüz'e gelmiş ve Portekizliler hazırlıklı! Kalede, 6 aylık bir kuşatmaya direnecek kadar bol erzak var. Pîrî Reis'in 28 gemisi ve 850 askeri var. Fakat başka bir hata oluyor ve limanı ablukaya almayıp açık bırakıyor. Bu kanalı kullanan Portekizliler de takviye almaya, başka yerlere haber yollamaya devam ediyorlar.

 

Kuşatma 20 gün sürüyor. Durmadan top atışı ve saldırı. Ağır kayıplar… Fakat Pîrî Reis, Portekizlilerden daha fazla zarar görüyor ve kuşatmayı kaldırıp Basra'ya doğru yola çıkıyor ama hemen gitmiyor. Hemen batıdaki Keşim Adası'na uğruyor, birkaç gün burada kalıp çoğu Müslüman ada halkının hazinelerini yağmalatıyor ve bolca esir alıyor. Pîrî Reis'in gemileri tıka basa altınla doluyor ve ancak ondan sonra Basra'ya hareket ediyor. Tabii, kuşatma sırasında yardım talebi eline ulaşan Portekiz Genel Valisi, Hindistan'daki ana birliklerinden bolca gemi ve askeri de bu sırada Hürmüz'e sevk ediyor. Pîrî Reis Basra'ya doğru giderken, güçlü bir Portekiz donanması da Hürmüz'e doğru geliyor. Yani Pîrî Reis Basra Körfezi'nin içinde ama bakalım dışarı nasıl çıkacak?

 

Basra Valisi Kubad Paşa. Kanunî'nin Pîrî Reis'e verdiği emri biliyor. Sadece emri bilse iyi. Pîrî Reis'in yolda gelirken Maskat'ı, Hürmüz ve Keşim adalarını yağmaladığını, yapmaması gerektiği halde bu hataları ısrarla tekrarladığını da biliyor ve daha Pîrî Reis Basra'ya ulaşmadan, İstanbul'a, payitahta durumu bir mektupla bildiriyor. Kim bilir, belki biraz da abartmıştır durumu.

 

SEN GÖRÜRSÜN GÜNÜNÜ!


Pîrî Reis Basra'ya gelince Kubad Paşa tarafından sıcak karşılanacağını zannediyor ama hiç de öyle olmuyor. Kubad Paşa ateş püskürüyor: "Portekizlilerin dikkatini çekmeden donanmayı Basra'ya getirmen gerekirken sen bunun tam tersini yaptın. Bakalım padişah durumu öğrendiğinde ne diyecek?"

 

Pîrî Reis bu sözler karşısında hatasını anlıyor ve donup kalıyor. Derhal İstanbul'a gitmek, padişaha olan biteni bizzat izah etmek istiyor. Ama o da biliyor ki Portekiz donanması Hürmüz Boğazı'nı tutmuş çoktan. Bu nedenle 1553 Şubat'ında, ki o mevsimde denizlerde pek dolaşan olmaz normalde, bütün donanmayı Hürmüz Boğazı'ndan geçiremeyeceğini bildiği için, filonun en hızlı üç gemisiyle yola çıkıyor. Tabii İstanbul'a gitmesi için önce Süveyş'e gitmesi gerek. Tıka basa altın ve değerli ganimetle dolu üç gemi hızla yola çıkıyor. Ama biri, sert hava nedeniyle kayalara bindirip batıyor. Pîrî Reis, arkada kalıp batan gemisi ve personeli için geri dönüyor, alabildikleri bütün ganimeti ve askerleri kalan iki gemiye taksim ederek Süveyş'e doğru yola devam ediyor. Artık ilahî bir yardım mı, denizcilik başarısı mı bilinmez, o iki gemi, karaya çok yakın seyrederek ve gecenin karanlığından yararlanarak koca Portekiz donanmasına görünmeden Boğaz'dan çıkıp Süveyş'e ulaşıyor.

 

Ulaşıyor ulaşmasına ama bu sırada Kubad Paşa, İstanbul'a yeni bir mektupla Pîrî Reis'in üç gemiyle Basra'dan ayrıldığını, donanmanın kalanını Basra'da bıraktığını bildiriyor. Haber İstanbul'da ve elbette Kanunî'de büyük kızgınlık yaratıyor. Durumdan haberdar olan Mısır Beylerbeyi Dakginzade Mehmed Paşa, Kahire'ye gelen Pîrî Reis'i derhal tutukluyor. Bu sırada Kanunî'nin fermanı da Kahire'ye ulaşıyor ve 80 yaşını geçmiş Pîrî Reis, 1554'te Kahire'de başı vurularak idam yani "siyâseten" katlediliyor. (Siyâset, Arapçca bir hukuk terimi olarak, "idam" demek.)

 

BAZI ASILSIZ RİVAYETLER VE GERÇEK


Gelelim rivayetlere. Bir rivayete göre Pîrî Reis, Hürmüz kuşatmasını, kalenin Portekizli kumandanından yüklü miktarda rüşvet aldığı için kaldırıyor. Oysa bu gerçeği yansıtmıyor. Çünkü Pîrî Reis'in 28 gemisinde, 20 günlük kuşatma sonunda mühimmat bitiyor!

 

Bir başka rivayet ise, Kubad Paşa'nın, Pîrî Reis'in bu yağmalamalardan elde ettiği büyük ganimetten pay istediği, alamayınca da onu İstanbul'a şikâyet ettiği yönünde. Fakat bu da gerçeği yansıtmaz çünkü Kubad Paşa İstanbul'a ilk mektubunu, henüz Pîrî Reis Basra'ya ulaşmadan önce yazmıştı.

 

Kanunî'ye bu fermanı yazdıran, ne yazık ki "emre itaatsizlik" ve Müslümanların mallarının da yağmalanması olmuştu.

 

Diyeceksiniz ki, Kanunî Sultan Süleyman, 80 yaşını geçmiş böyle değerli bir bilim ve deniz adamını idam ettirmese olmaz mıydı? Yıl 1554. 1553'ün Ekim ayında, yani Pîrî Reis'in idamından henüz birkaç ay önce, 60 yaşındaki Sultan Süleyman, aslında çok sevdiği biricik oğlu, tahtın en güçlü varisi Şehzade Mustafa'yı gözleri önünde boğdurtmuştu. Bundan birkaç ay sonra ise, yani Pîrî Reis'in idamı sıralarında, "ileride tehlike yaratır" diye Mustafa'nın 14 yaşındaki oğlu Mehmed de Bursa'da boğdurulmuştu. Süleyman Han, bu olanlardan son derece üzgün ve sinirli. Yani ruhsal anlamda oldukça gergin. Zaten mizacı gereği emre itaatsizliği kaldıramayan, kendi askerlerini, düşman tarlalarına girip yağmaladıkları için idam ettiren, içindeki adalet duygusu, kendi kanından evladına dahi teklemeyen biri.

 

MUHTEŞEM ASIR AMA…
Şunu da söyleyelim ki Pîrî Reis'i çok tutan ve seven Makbul Damat İbrahim Paşa(Pargalı), 1536'da idam edilmiş, adı Maktul İbrahim Paşa olarak anılmaya başlamıştı. Yani Pîrî Reis'i koruyacak kimse de kalmamıştı. Pîrî Reis ile ilgisi yok ama medyatik olduğu için merak edenler olabilir: Hürrem Sultan da Pîrî Reis'ten 4 yıl sonra hayatını kaybedecektir.(Kanunî ise Pîrî Reis'ten sonra 12 yıl daha yaşayacaktır. Yani bu dünya Sultan Süleyman'a da kalmadı gitti.) Pîrî Reis'in daha anlatacak, yazacak, çizecek çok şeyi vardı belki de.

 

İşte böyle sevgili dostlar. Benim konuya ilişkin okuyup öğrendiklerim, elbette özetleyerek yazdığım haliyle bu. Özet diyorum çünkü Pîrî Reis'in seferi sırasında birkaç Portekiz gemisi karşılaşması, birkaç atraksiyon daha var ama konunun genel akışını değiştirmediği için bunları almadım buraya, ki zaten yazı da hayli uzun oldu. Ama söylemeden geçmeyelim: Evet muhteşem bir asırdı Kanunî'ninki. Lakin lekesiz olduğunu herhalde kimse söylemez vesselam.

 

İLETİŞİM İÇİN: tayfuntimocin@hotmail.com

 

KAYNAKÇA:


- Pîrî Reis'in Hürmüz Seferi ve İdamı Hakkındaki Türk ve Portekiz Tarihçilerinin Düşünceleri, Ertuğrul ÖNALP, Ankara Üniversitesi, 2010, Cilt 29, sayı 47.

 

- Hint Kaptanlığı ve Pîrî Reis, Cengiz ORHONLU, Belleten, TTK, Cilt XXXIV, Sayı 133–136, Ankara 1970

 

- Anadolu Türklerinin Deniz Tarihi, Öğretmen Kd.Yzb.Hayati TEZEL, Cilt 1, İstanbul 1973

 

- Pîrî Reis'in Hayatı ve Eserleri, Prof.Dr.A.AFETİNAN, TTK, Ankara 2008

 

- Tuhfetü'l Kibâr Fî Esfâri'l Bihâr, Kâtip Çelebi, Denizcilik Müsteşarlığı Yay. Ankara 2008, Haz.: İdris BOSTAN

 

- Kitab-ı Bahriyye, Pîrî Reis, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay. 1988, Cilt 1

 

- Salih Özbaran, Al-Atrak Al-Osmaniyyun Ve'l Burtukalliyun Fi'l-Halici'l-Arabi, Haz.: Doç.Dr. Mehdi İLHAN, OTAM Sayı:6, Ankara 1995

 

- Osmanlı Tarihi, J.W.ZINKEISEN, Cilt 2–3, Yeditepe Yay. İstanbul 2011

 

- Büyük Osmanlı Tarihi, Ord. Prof.Dr.İ.Hakkı UZUNÇARŞILI, TTK, C:II

 

- Osmanlı Devleti'nin Merkez ve Bahriye Teşkilatı, Ord.Prof.Dr.İ.Hakkı UZUNÇARŞILI, TTK, Ankara 1988

 

- Salih Özbaran, Ottoman Expansion Towards The Indian Ocean In the 16th Century, İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2009

 

- The Conquest of the Oceans, Brian LAVERY, Dorling Kindserly Ltd. London 2013. (Sonradan yazıya yapılan bir ilavenin ek kaynağıdır.)

 

 

[status publish]

[geotag on]

[publicize off|twitter|facebook]

[category araştırma]

[tags TARİH, PÎRÎ REİS]

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : PARALEL CASUSLUK HİZMETLERİ A.Ş. (BÖLÜM 1 VE 2)

FETÖ’cü bilişim şirketleri, 15 Temmuz darbe kalkışmasına uzanan süreçte aktif rol aldılar. Fiber ağlarla kuşattıkları Türkiye’ye siber savaş açan bu şirketlerin isimleri tespit edildi

"Türkiye, büyük bir telekulak kuşatması ve siber saldırı ile karşı karşıya. Bu savaşın görünen kısmı medyaya yansıyor. Ama medyaya yansımayan asıl büyük savaş derinlerde yaşanıyor. Siber teknoloji ve teknik istihbarata dayalı bir büyük savaş bu. Paralel Yapı'ya yakın bilişim şirketleri Türkiye'nin siber güvenlik anahtarlarını düşman/rakip ülkelere veriyor. 100 yılda savaş denilen olgunun çehresi pek değişti. Türkiye, 1. Dünya Savaşı'nda tersanelerine girilmiş bir ülkeydi. Şimdiyse fiber ağlarla kuşatılmış bir ülke. Recep Tayyip Erdoğan, seçim meydanlarında boşuna 'milli mücadele' demiyordu." 24 Ağustos 2014'te yazdığım 'Paralel casusluk hizmetleri AŞ' başlıklı yazı, bu cümlelerle son buluyordu. Aradan geçen sürede Erdoğan'ın milli mücadele dediği savaşta, 15 Temmuz gibi çok kritik bir eşik atlattı Türkiye.

Bu köşede 2,5 yıl önce yayınlanan yazıda adı geçen bilişim şirketlerinin ortaklarının hemen hepsi 15 Temmuz darbe kalkışması sonrası yurtdışına kaçtı.

SABAH Özel İstihbarat Bölümü olarak FETÖ'nün bilişim şirketleriyle ilgili önemli bir istihbarat raporuna ulaşınca o yazının devamını yazmak şart oldu. Raporun ayrıntılarını SABAH'ta Abdurrahman Şimşek ve Nazif Karaman'la birlikte hazırlayacağımız yazı dizisinde okuyacaksınız.

FETÖ'NÜN KOZMİK ŞİRKETLERİ

Bu yazıda sadece FETÖ'ye müzahir bilişim şirketleriyle ilgili genel bilgiler vereceğim: Raporda adı geçen pek çok şirket var. Bu şirketlerin isimleri şunlar: İsim Tescil Bilişim AŞ, İsim Tescil İnternet Teknolojileri AŞ, Fins Bilişim Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, BS Bilgi Teknolojileri AŞ, Ölçü Bilişim Limited Şirketi, Empatel Telekom Hizmetleri Sanayi ve Limited Şirketi, Omtinel Telekomünikasyon Limited Şirketi, Endersys Bilişim Anonim Şirketi, Inforcept İletişim Teknolojileri Bilgisayar Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Vizyon Arge Teknoloji Anonim Şirketi, Inceptra Yazılım AŞ.

Bunlar, pek çok devlet kuruluşuna ve önemli özel şirketlere hizmet veren bilişim firmaları. Bu şirketleri yöneten isimlerden üçü kritik: Abdullah Büyük, Salih Sarıgül ve Nurullah Bayram. Kod adı Ferhat Tunalı olan Abdullah Büyük özellikle önemli bir isim.

FETÖ'ye yönelik bir himmet soruşturmasında yakalanıp serbest bırakıldıktan sonra Bulgaristan'a kaçan ve 10 Ağustos'ta Türkiye'ye iade edilen Büyük, Anadolu 6. Sulh Ceza Hâkimliği'nde hem Ferhat Tunalı kod ismini kullandığını söylemiş, hem de Yaptığım her şey şeffaftır" diyebilmişti. Yazı dizimize konu olacak istihbarat raporuna göre Salih Sarıgül bütün bu işin imamı pozisyonunda. Nurullah Bayram ise kurumlar arası köprü görevi gören eski bir Kaynak Holding çalışanı.

Bu isimler haricinde önemli bir isim daha var: Barış Şimşek. Şimşek, Ölçü Bilişim'in asıl sahibi. BS Bilgi Teknolojileri'nin kurucusu. FETÖ'nün operasyonel bilişim firması Endersys'de de genel müdürlük yapmış.

Şimşek'in ayrıca Endersys'de Murat Balaban, İsmail Yenigül ve Ömer Faruk Şen ile ortaklığı var. Son üç ismin aynı hisse paylarıyla Inforcept firmasında da ortaklığı bulunuyor. Bu FETÖ'cü şahıslarla ilgili bugüne kadar maalesef hiçbir işlem yapılmamıştı. Hepsi 15 Temmuz hain darbe girişiminde rol aldılar ve darbe kalkışması sonrası yurtdışına kaçtılar. Hatta Murat Balaban, darbe kalkışmasında Türksat'a izinsiz giren mühendislerin içinde yer alan Aydın Yavuz'un genel müdürlüğünü yaptığı Vizyon Arge'nin sahibi. Barış Şimşek şimdi ABD'de, Balaban'ın da yurtdışına kaçtığı sanılıyor.

İNTERNET GÖRÜŞMELERİNİ DİNLİYORLAR

Murat Balaban, dinleme ve izleme sistemleri üzerine uzmanlaşmış bir isim. Voitap adlı dinleme yazılımını geliştiren kişi. Yazılımın özelliği, internet üzerinde yapılan konuşmaları dinleyip kaydedebilmesi. Ve bu yazılım 2007-14 arasında Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından kullanıldı. Bu da FETÖ'nün, elemanlarının yanı sıra bu şirketleri de sızdırdığı TİB gibi devlet kurumları üzerinden o tarihlerde bile internetteki telefon trafiğini kontrol ettiği anlamına gelir.
TİB, kapanmadan önce bu tür yazılımları kullanan bir kurumdu. Ülke güvenliğini sağlamak amacıyla teknik istihbarat faaliyetleri yürütmek üzere kurulan TİB, FETÖ'nün, devletin mahrem bilgilerini çaldığı ve kişilerin özel hayatına girdiği bir 'operasyon merkezi'ne dönüştü. Zaten bu nedenle kapatıldı.

Kamu kurumlarına ve özel firmalara, ücreti mukabili bilişim sistemleri güvenliği sağlama işini üstlenmiş FETÖ'cü bilişim şirketlerinin asıl maksadı, kendi teknik takip sistemlerini hedef kurum ve firmalara kurup buralardan veri toplamaktı.
Bu FETÖ'cü şirketlerin yöneticileri arasındaki en kritik isimlerden biri Murat Balaban idi. Balaban'ın ortağı olduğu Endersys ve Inforcept firmalarıyla ilgili Paralel casusluk hizmetleri AŞ başlıklı yazımda şu bilgilere yer vermiştim: "Siber istihbarat savaşı, yalnızca devletlerin değil, çok uluslu şirketlerin de içinde olduğu bir savaş. Bu şirketlerin Türkiye'de de uzantıları var. Hatırlarsanız Wikileaks'in casus teknolojileri satan şirketler listesinde bir Türk firmasının adı çıkmıştı: Inforcept Network. Inforcept, telefon görüşmelerinin ve internet yazışmalarının DPI denilen yöntemle izlenmesine olanak veren teknolojileri pazarlayan bir şirket ve Emniyet Genel Müdürlüğü, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) gibi kamu kurumlarıyla da iş yapıyor. Ağustos 2011'de kurulan bu şirketin dört ortağı var:Murat Balaban, Ömer Faruk Şen, İsmail Yenigül ve Barış Şimşek. Bu kişilerin firmadaki ortaklık payları da eşit. Bu dört kişinin ortağı olduğu bir başka şirket daha var. Endersys Danışmanlık Yazılım İletişim Bilgisayar Teknolojileri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Ne hikmetse bu şirkette de ortaklık payları eşit."

FİBER KUŞATMAYLA SİBER SAVAŞ
Endersys ve Inforcept gibi FETÖ'nün kozmik bilişim firmaları, örgütün arşivinin nerede olduğu sorusunun yanıtını bulmak açısından da önem taşıyor. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan çatı iddianamesine göre, Gülen örgütünün arşivinin bulunabileceği yerler şunlar: İstanbul İkitelli'de bir mobilya mağazası, Kanada, ABD, Afrika ülkeleri ve Arnavutluk.

Endersys ve Inforcept'in adı Wikileaks belgelerinde de teknik takip yapan şirketler olarak geçmişti. Wikileaks'in ortaya çıkardığı haritaya göre Türkiye'yi izleyen şirketin adının Inforcept Networks olduğu belirtilmişti. Bu şirket kişilerin cep telefonu ve bilgisayar kayıtlarını dosyalıyor. Liderlerden sade vatandaşlara kadar herkesin hareketlerini adım adım takip edebilen bu şirket, dosyaladığı bilgileri gizli servislere sattı.

Türkiye'nin istiklal mücadelesinin siber istihbarat boyutları asla unutulmalı. Zira fiber ağlarla açılmış siber savaş cephesinin kazananı, büyük savaşın da galibi olacak. 'Paralel casusluk hizmeti' şirketlerini birer birer çökerten Türkiye, siber kuşatmayı eninde sonunda yaracak.

"Türkiye, büyük bir telekulak kuşatması ve siber saldırı ile karşı karşıya. Bu savaşın görünen kısmı medyaya yansıyor. Ama medyaya yansımayan asıl büyük savaş derinlerde yaşanıyor. Siber teknoloji ve teknik istihbarata dayalı bir büyük savaş bu. Paralel Yapı'ya yakın bilişim şirketleri Türkiye'nin siber güvenlik anahtarlarını düşman/rakip ülkelere veriyor. 100 yılda savaş denilen olgunun çehresi pek değişti. Türkiye, 1. Dünya Savaşı'nda tersanelerine girilmiş bir ülkeydi. Şimdiyse fiber ağlarla kuşatılmış bir ülke. Recep Tayyip Erdoğan, seçim meydanlarında boşuna 'milli mücadele' demiyordu." 24 Ağustos 2014'te yazdığım 'Paralel casusluk hizmetleri AŞ' başlıklı yazı, bu cümlelerle son buluyordu. Aradan geçen sürede Erdoğan'ın milli mücadele dediği savaşta, 15 Temmuz gibi çok kritik bir eşik atlattı Türkiye.

Bu köşede 2,5 yıl önce yayınlanan yazıda adı geçen bilişim şirketlerinin ortaklarının hemen hepsi 15 Temmuz darbe kalkışması sonrası yurtdışına kaçtı.

SABAH Özel İstihbarat Bölümü olarak FETÖ'nün bilişim şirketleriyle ilgili önemli bir istihbarat raporuna ulaşınca o yazının devamını yazmak şart oldu. Raporun ayrıntılarını SABAH'ta Abdurrahman Şimşek ve Nazif Karaman'la birlikte hazırlayacağımız yazı dizisinde okuyacaksınız.

FETÖ'NÜN KOZMİK ŞİRKETLERİ

Bu yazıda sadece FETÖ'ye müzahir bilişim şirketleriyle ilgili genel bilgiler vereceğim: Raporda adı geçen pek çok şirket var. Bu şirketlerin isimleri şunlar: İsim Tescil Bilişim AŞ, İsim Tescil İnternet Teknolojileri AŞ, Fins Bilişim Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, BS Bilgi Teknolojileri AŞ, Ölçü Bilişim Limited Şirketi, Empatel Telekom Hizmetleri Sanayi ve Limited Şirketi, Omtinel Telekomünikasyon Limited Şirketi, Endersys Bilişim Anonim Şirketi, Inforcept İletişim Teknolojileri Bilgisayar Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Vizyon Arge Teknoloji Anonim Şirketi, Inceptra Yazılım AŞ.

Bunlar, pek çok devlet kuruluşuna ve önemli özel şirketlere hizmet veren bilişim firmaları. Bu şirketleri yöneten isimlerden üçü kritik: Abdullah Büyük, Salih Sarıgül ve Nurullah Bayram. Kod adı Ferhat Tunalı olan Abdullah Büyük özellikle önemli bir isim.

FETÖ'ye yönelik bir himmet soruşturmasında yakalanıp serbest bırakıldıktan sonra Bulgaristan'a kaçan ve 10 Ağustos'ta Türkiye'ye iade edilen Büyük, Anadolu 6. Sulh Ceza Hâkimliği'nde hem Ferhat Tunalı kod ismini kullandığını söylemiş, hem de "Yaptığım her şey şeffaftır" diyebilmişti. Yazı dizimize konu olacak istihbarat raporuna göre Salih Sarıgül bütün bu işin imamı pozisyonunda. Nurullah Bayram ise kurumlar arası köprü görevi gören eski bir Kaynak Holding çalışanı.

Bu isimler haricinde önemli bir isim daha var: Barış Şimşek. Şimşek, Ölçü Bilişim'in asıl sahibi. BS Bilgi Teknolojileri'nin kurucusu. FETÖ'nün operasyonel bilişim firması Endersys'de de genel müdürlük yapmış.

Şimşek'in ayrıca Endersys'de Murat Balaban, İsmail Yenigül ve Ömer Faruk Şen ile ortaklığı var. Son üç ismin aynı hisse paylarıyla Inforcept firmasında da ortaklığı bulunuyor. Bu FETÖ'cü şahıslarla ilgili bugüne kadar maalesef hiçbir işlem yapılmamıştı. Hepsi 15 Temmuz hain darbe girişiminde rol aldılar ve darbe kalkışması sonrası yurtdışına kaçtılar. Hatta Murat Balaban, darbe kalkışmasında Türksat'a izinsiz giren mühendislerin içinde yer alan Aydın Yavuz'un genel müdürlüğünü yaptığı Vizyon Arge'nin sahibi. Barış Şimşek şimdi ABD'de, Balaban'ın da yurtdışına kaçtığı sanılıyor.

İNTERNET GÖRÜŞMELERİNİ DİNLİYORLAR

Murat Balaban, dinleme ve izleme sistemleri üzerine uzmanlaşmış bir isim. Voitap adlı dinleme yazılımını geliştiren kişi. Yazılımın özelliği, internet üzerinde yapılan konuşmaları dinleyip kaydedebilmesi. Ve bu yazılım 2007-14 arasında Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından kullanıldı. Bu da FETÖ'nün, elemanlarının yanı sıra bu şirketleri de sızdırdığı TİB gibi devlet kurumları üzerinden o tarihlerde bile internetteki telefon trafiğini kontrol ettiği anlamına gelir.
TİB, kapanmadan önce bu tür yazılımları kullanan bir kurumdu. Ülke güvenliğini sağlamak amacıyla teknik istihbarat faaliyetleri yürütmek üzere kurulan TİB, FETÖ'nün, devletin mahrem bilgilerini çaldığı ve kişilerin özel hayatına girdiği bir 'operasyon merkezi'ne dönüştü. Zaten bu nedenle kapatıldı.

Kamu kurumlarına ve özel firmalara, ücreti mukabili bilişim sistemleri güvenliği sağlama işini üstlenmiş FETÖ'cü bilişim şirketlerinin asıl maksadı, kendi teknik takip sistemlerini hedef kurum ve firmalara kurup buralardan veri toplamaktı.

Bu FETÖ'cü şirketlerin yöneticileri arasındaki en kritik isimlerden biri Murat Balaban idi. Balaban'ın ortağı olduğu Endersys ve Inforcept firmalarıyla ilgili Paralel casusluk hizmetleri AŞ başlıklı yazımda şu bilgilere yer vermiştim: "Siber istihbarat savaşı, yalnızca devletlerin değil, çok uluslu şirketlerin de içinde olduğu bir savaş. Bu şirketlerin Türkiye'de de uzantıları var. Hatırlarsanız Wikileaks'in casus teknolojileri satan şirketler listesinde bir Türk firmasının adı çıkmıştı: Inforcept Network. Inforcept, telefon görüşmelerinin ve internet yazışmalarının DPI denilen yöntemle izlenmesine olanak veren teknolojileri pazarlayan bir şirket ve Emniyet Genel Müdürlüğü, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) gibi kamu kurumlarıyla da iş yapıyor. Ağustos 2011'de kurulan bu şirketin dört ortağı var:Murat Balaban, Ömer Faruk Şen, İsmail Yenigül ve Barış Şimşek. Bu kişilerin firmadaki ortaklık payları da eşit. Bu dört kişinin ortağı olduğu bir başka şirket daha var. Endersys Danışmanlık Yazılım İletişim Bilgisayar Teknolojileri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Ne hikmetse bu şirkette de ortaklık payları eşit."

FİBER KUŞATMAYLA SİBER SAVAŞ

Endersys ve Inforcept gibi FETÖ'nün kozmik bilişim firmaları, örgütün arşivinin nerede olduğu sorusunun yanıtını bulmak açısından da önem taşıyor. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan çatı iddianamesine göre, Gülen örgütünün arşivinin bulunabileceği yerler şunlar: İstanbul İkitelli'de bir mobilya mağazası, Kanada, ABD, Afrika ülkeleri ve Arnavutluk.

Endersys ve Inforcept'in adı Wikileaks belgelerinde de teknik takip yapan şirketler olarak geçmişti. Wikileaks'in ortaya çıkardığı haritaya göre Türkiye'yi izleyen şirketin adının Inforcept Networks olduğu belirtilmişti. Bu şirket kişilerin cep telefonu ve bilgisayar kayıtlarını dosyalıyor. Liderlerden sade vatandaşlara kadar herkesin hareketlerini adım adım takip edebilen bu şirket, dosyaladığı bilgileri gizli servislere sattı.

Türkiye'nin istiklal mücadelesinin siber istihbarat boyutları asla unutulmalı. Zira fiber ağlarla açılmış siber savaş cephesinin kazananı, büyük savaşın da galibi olacak. 'Paralel casusluk hizmeti' şirketlerini birer birer çökerten Türkiye, siber kuşatmayı eninde sonunda yaracak.

[status publish]

[geotag on]

[publicize off|twitter|facebook]

[category terör]

[tags FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI, FERHAT ÜNLÜ, PARALEL, CASUSLUK HİZMETLERİ]

TERÖR DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : TRUMP TOWER'DAKİ TERÖR STRATEJİSİ

Kapitalizm'in şatosu Amerika Birleşik Devletleri, işadamı olarak muazzam başarılar kaydettiği halde hiç siyasi tecrübesi olmayan Donald Trump'ı başkan seçti. ABD ana akım medyasının "Trump'ın başkanlığını ancak rüyanızda görürsünüz" imalı psikolojik harekât (PH) mahsulü tüm yayınlarına rağmen 'Trump'ın zaferinin rüyasını görenler' kazandı.

Amerikan medyasının PH ürünü haberleri, İstanbul'da Trump Towers'a kadar erişti. ABD Başkanlık uçağı Boeing 747 tipi jumbo jet 'Air Force One'ın 10 saatlik yolculukla aştığı Atlantik'ten fiber kablolar vasıtasıyla anında ulaşan haberler yolda iyice bozuldu ve asparagasa dönüştü. Mutfağı Trump Towers'da olan Posta Gazetesi, daha oylar sayılmaya başlanmadan Hillary Clinton'ı başkan ilan etti. Bu haber, bir kara mizah örneği olarak matbuat tarihine geçti.

'Vatan'da (homeland) ve tüm dünyada kanat takıp ülkesini uçuracağı iddiasıyla gelen Trump'a 'ABD derin milleti' bir şans verdi. Sadakati ve liyakati ölçmenin en iyi yollarından biri, bazen muhatabına kanat takmaktır. ABD derin milleti, Trump'ı derin devletinin ve medyasının prangalarından kurtardı ve ona kanat taktı. Şimdi dört yıllık ilk döneminde nasıl sınav verdiğine bakacak. Bu arada ABD gibi dünya da Trump'ı denemiş olacak.

ABD'deki Trump karşıtları, NASA'nın açıklamasına göre uzun yıllar sonra yarın en büyük görüntüsüne erişecek dolunayı bir uğursuzluk alameti olarak görüyor olabilirler. Ama bizim onlar gibi enseyi karartmamıza gerek yok. Trump'ın gelişi Türkiye için sanıldığından daha iyi olabilir. Bu ihtimali, bizi ilgilendiren temel mesele ekseninde, üç terör örgütüyle mücadelemiz bağlamında somutlaştırmaya çalışalım. Yazının ana amacı da bu zaten. Trump'ın gelişinin; FETÖ, DEAŞ ve PKK/PYD ile mücadelede Türkiye'ye ne getireceği... Trump'ın, belli ki kâr-zarar hesabına göre tıpkı bir CEO gibi yöneteceği ABD'nin, Türkiye'ye savaş açmış üç terör örgütüyle ilgili tasarrufları ne olur sorusunun yanıtı Ankara açısından önemli.

Zira Türkiye'nin ısrarla FETÖ, DEAŞ ve PKK'nın bağlı olduğunu savunduğu 'üst aklın' (Ki bunun kanıt olarak son örneğini 4 Kasım'da Diyarbakır'da düzenlenen terör saldırısını PKK'nın işi olduğu halde DEAŞ'ın üstlenmeye çalışmasında gördük.) Trump'ı nasıl, ne ölçüde etkileyeceği merak konusu.

FETÖ ile başlayalım: Her şeyden önce cezaevindeki yöneticilerini 'Omerta Yasası' ile susturmak için Hillary Clinton'ın kazanacağı varsayımına binaen Kasım motivasyonunu kullanan FETÖ'nün hayalleri kâbusa döndü. Tıpkı ABD medyası gibi "Trump'ın kazanacağını ancak rüyanızda görürsünüz" düşüncesindeki FETÖ'cüler, "Ne zaman isterseniz arayın, ben ABD başkanıyım" diyen bir kadının geldiği rüyalarından medet umuyorlardı. Zaten Clinton'ı, kampanyası boyunca maddi-manevi desteklemişlerdi. Sonuç, onlar açısından tam bir hayal kırıklığı oldu.

İADEYE DAHA YAKINIZ

Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz ki, FETÖ Lideri Fetullah Gülen'in iadesi veya Amerika Birleşik Devletleri dışına çıkarılması konusunda ABD seçimlerinden bir gün öncesine göre çok daha iyi bir noktadayız. Bu konudaki okuyucu ve izleyici yorumlarının da genelde iade olmasa bile sınır dışı etmek minvalinde olduğunu görüyoruz.

Trump'ın, zafer konuşmasında kürsüden adını anarak teşekkür ettiği emekli Korgeneral Mike Flynn'ın da ABD'nin Türkiye'yle stratejik ortaklığına halel getirmemesi gerektiği görüşünde olduğu biliniyor. Trump'ın kuracağı kabinede adı Savunma Bakanlığı için geçen Flynn, siyasi analiz sitesi The Hill için 'Müttefikimiz Türkiye Bir Krizin İçinde ve Desteğimize İhtiyacı Var' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Yazısında ABD'nin, Barack Obama döneminde Türkiye'yi yeterince anlamadığını vurgulayan Flynn, "Öncelikle Türkiye'nin, ABD çıkarları açısından hayati bir ülke olduğunu anlamakla işe başlamalıyız. Türkiye, Irak ve Suriye'de terör örgütü DEAŞ'la mücadeledeki en güçlü müttefikimiz ve aynı zamanda bölgedeki istikrar kaynağı" dedi.

Makalesinde Ankara'nın 'Washington, Türkiye'nin Usame Bin Ladin'ine yataklık ediyor' düşüncesinde olduğunu belirten Flynn, "11 Eylül saldırılarından sonra Ladin'in Türkiye'de bir sayfiye kasabasındaki güzel bir villada yaşadığını duysak ne yapardık. Ona güvenli bir sığınak sağlamamalıyız. Bu krizde, gerçek dostlarımızın kimler olduğunu hatırlamak bizim için zorunlu" diye yazdı.

Flynn'ın makalesinde FETÖ konusunda "Gülen'in küresel networkü, terör ağının tehlikeli uyuyan hücre tanımına uygun işaretler içeriyor" cümlesi de yer alıyor.

Flynn gibi Trump'ın kadrosundaki diğer isimlerin de FETÖ'nün gerçek yüzünü görmesi gerekiyor. Bunun için FETÖ'nün üç kelimeye bile sığacak şifresini çözmeleri yeterli: Hizmet, ego ve acı. Hizmet diye diye kötülüğe hizmet ettiler/ediyorlar. Ve ego, elebaşı Gülen'den başlayarak örgütün genlerine sindiği için kaybettiklerinin ve acı çektiklerinin bile farkında değiller. Meşhur Altıncı His filmindeki ölü olduklarını bilmeyen ölüler gibi…

DEAŞ'LA MÜCADELEDE TÜRKİYE MODELİ

Gelelim DEAŞ konusuna… ABD basınında Trump'ın Oval Ofis'e oturur oturmaz acil dış politik sorunlarla uğraşacağı yazılmaya başlandı. Bu sorunların başında da DEAŞ'la mücadelenin geldiği belirtiliyor.

Trump, Ağustos'taki bir konuşmasında "Bu kötülüğün devam etmesine müsaade edemeyiz" demiş ve eklemişti: "Soğuk Savaş'ı kazandığımız gibi Radikal İslamcı terörizmin ideolojisini de yeneceğiz."

Mücadelesini ideolojik saiklerle yürütse de bunu yaparken işe 'İslamcı terör' kelimesini kullanmayı bırakmakla başlaması lazım. Bu ideolojik mücadeleyi, yakın geçmişte iflas eden 'Ilımlı İslam' fikrinin karşılığı FETÖ gibi 'Frankenstein'larla yapamayacağı da muhakkak. Eğer ille de sosyolojik, politik mücadele yürütecekse bunu Türkiye modelini esas alarak yapmalı. Bu da dönüp dolaşıp terörizme karşı Türkiye modeli formülüne gelmek demek.

Trump, DEAŞ'la mücadele konusunda -Türkiye'yi kast ederek- NATO üyeleri ve hatta Rusya ile 'takım ruhu' oluşturulması gerektiğine de inanıyor. İstihbarat paylaşımı ve askeri operasyonlarda birlikteliğin zorunlu olduğunu dile getiriyor. Ayrıca bu konuda İsrail, Ürdün ve Mısır gibi ABD bağlantılı ülkelerle çalışmaktan yana. Trump, Suriye Rakka ve Irak Musul'da Türkiye'ye ihtiyacı olduğunun da farkında.

Donald Trump, Obama-Clinton yönetiminin Ortadoğu politikasını şöyle resmediyor: "Onlardan önce Libya istikrarlıydı. Suriye kontrol altındaydı. Mısır, seküler bir yönetim altında ABD müttefikiydi. İran ekonomik yaptırımlarla kontrol altında tutuluyordu. IŞİD yoktu."

Bunları söyledikten sonra da bugünkü manzarayı özetliyor. Trump, kampanya sürecinde DEAŞ'la ilgili tezlerini -ABD kamuoyu için- radikal noktalara kadar götürmüş ve "Obama'ya 'DEAŞ'ın kurucusu' bile demişti. Rakibesi Hillary Clinton'ı da 'kurucu ortak' olarak nitelendirmişti.

ANA BAŞLIKLARLA TRUMP'IN DIŞ POLİTİKASI

Şu sıralar kim başa gelirse gelsin ABD'de sistem değişmez kolaycılığıyla analiz yapmak yetmiyor artık. Belki geçmişte öyleydi. Ama şimdi, tarihin bu evresinde ABD'nin gücü azaldığı için ister istemez değişiklikler olacak.

Her şeyden önce ABD, kendi iç meselelerine öncelik vereceği bir döneme giriyor. Dışarıda S.O.S. veren NATO konsepti ya dönüşecek ya da NATO'da ciddi kırılmalar olacak. NATO'nun bir buhran içinde olduğunu seçim öncesi açıklamalarında Trump'ın cümlelerinde de görmek mümkün.

NATO'nun en önemli üyelerinden Türkiye, Trump döneminin Obama dönemine göre daha iyi olacağını düşünüyor. Bununla birlikte umutlu olsak da şimdilik temkinliyiz. Seçildikten sonra Donald Trump'ı arayarak tebrik eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Temenni ederim ki, hayırlı adımların atılmasına vesile olur. Ben, şahsım, milletim adına Amerikan halkının bu tercihini hayra yormak istiyor ve başarılarla dolu bir gelecek temenni ediyorum" açıklamasını yaptı.

Başbakan Binali Yıldırım da tebrik açıklamasından sonra ilk olarak Gülen'in iadesi konusunda Trump yönetiminin Türkiye ile işbirliği yapması çağrısında bulundu.

Donald Trump'ın dış politik perspektifi, nasıl bir Türkiye siyaseti izleyeceği konusunda da ipucu veriyor. Bu perspektifi kendi açıklamalarından derledim. Trump'ın yaklaşımını bütünlüklü biçimde anlamak veya söylediklerinin ne kadarını gerçekleştireceğini kestirmek zor olsa da dış politik paradigmalarını çözmeye çalıştım. Ki bu da şimdilik yeterli.

- "NATO'yu destekleyelim, ama Rusya'ya karşı değil…" sloganıyla özetlediği bir NATO-Rusya paradigması var. Bunu da işadamı kafasıyla şöyle açıklıyor: "Eğer Ukrayna'da bir kriz varsa Avrupa'nın lider ülkeleri, mesela Almanya'nın bu işe müdahil olması gerekmez mi? Neden Almanya değil de ABD bu işi yükleniyor?"

- "Dünyanın polisi gibiyiz." Bu cümleyi sarf etmesi önemli. 1980'li yıllarda babamın çay ocağında çalıştığım dönemlerde hararetli politik tartışmalarda işittiğim 'ABD'nin, dünyanın jandarması' olduğu yönündeki görüşe benzer bir görüşü günümüzde ABD Başkanı seçilmiş birinden duymak manidar. Zamanın ruhu işte…

- Trump, bir adım daha ötesine geçiyor ve diyor ki, "ABD'nin, dünyanın polisi olmaya gücü yetmez. NATO müttefikleri de elini taşın altına sokmalı."

- Bir diğer fikri de şu: "NATO harcamalarının yüzde 73'ü bizden gidiyor. 28 NATO üyesi de üzerine düşeni yapmalı."

Bu yaklaşım terör örgütleriyle mücadelede Türkiye gibi ülkelerin daha fazla inisiyatif alması anlamına geliyor.

- "İran anlaşması gördüğüm en kötü anlaşmaydı" diyor. Irak ve Suriye'deki sorunların ABD-İran yakınlaşmasının bölgedeki hassas mezhebi ve politik dengeleri bozduğu göz önüne alınırsa bu anlaşmanın mahiyetinin Trump döneminde gözden geçirilmesi Türkiye'nin de yararına.

- Terörle mücadelede sadece NATO üyelerine değil Rusya'ya da daha fazla inisiyatif verilmesinden yana. "Bırakalım Rusya DEAŞ'ı vursun, bırakalım Ukrayna'yı Almanya savunsun" diyor. Adam Smith'in "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" cümlesinde ifadesini bulan ekonomik liberalizminin dış politik varyasyonu olarak yorumlayabilirsiniz bu cümlesini.

- Suriye'de uçuşa yasak bölge ve güvenli bölge fikrini destekliyor. Bunun, göçü önleyeceği kanaatinde. Her iki görüş de Türkiye'nin tezleri ile örtüşüyor.

ABD'NİN YENİ CEO'SU

Trump'ın, delege sayısı ve oy oranlarına bakıldığında ülkenin iç kesimlerindeki eyaletlerde, Clinton'ın ise kıyı kesimlerinde rey aldığı görülüyor. Bir başka deyişle ABD'nin 8 Kasım seçim haritası, AK Parti'nin 1 Kasım seçim zaferindeki haritayı andırıyor.

Trump, 70 yaşında başkanlık koltuğuna oturarak ABD tarihinin en yaşlı başkanı unvanını alacak. 14 Haziran 1946'da dünyaya gelen Trump, Alman asıllı Amerikalı işadamı Frederick Trump'ın torunu. Trump, emlakçı babasının da teşvikiyle gençlik yıllarından itibaren emlakçılık yaptı ve bu sektörde muazzam başarı kaydetti. Siyasi tecrübesi olmayan Trump'ın ABD'yi kâr-zarar hesabına göre kapitalist mantıkla bir CEO gibi yönetmesi bekleniyor.

Trump seçilmeden önce Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterildi, ama ödülü Obama gibi alamadı. İyi ki de alamadı, dünya Nobel'i peşin peşin alan Obama'yı gördü çünkü.

Daha önce iki evlilik yapan ve 2005 yılından beri Melania Trump ile evli olan Trump'ın 5 çocuğu bulunuyor.

Donald Trump ülkesini CEO mantığıyla yönetecek dedik. Elbette kabinesi ve danışmanlarını bu mantığa ikna edebildiği oranda… Metaforik deyişle belki Washington'daki Beyaz Saray kadar New York'taki Trump Tower da yeni ABD devletinin gizli tapınağı olacak. Yeni terör stratejileri Trump'ın işadamlığı döneminden kalma yaklaşımlarla belirlenecek.

CEO mantığı; FETÖ, DEAŞ ve PKK/PYD ile mücadelede Türkiye'yle birlikte hareket edilmesini zorunlu kılıyor. İlk ikisiyle mücadelede ABD ile işbirliği konusunda düne göre daha avantajlı konumdayız. Tabii ABD derin devletinin, küresel sermayenin, yani 'üst aklın' Trump'a izin vereceği ölçüde… Ya da Trump'ın kendi politikalarını uygulama konusunda ne kadar başarılı olacağına bağlı olarak…

Trump'ın PYD bağlamındaki stratejisi henüz belirsiz olsa da Türkiye'nin ABD seçimleri ile her halükârda zaman kazandığı söylenebilir. Bu arada Suriye konusundaki belirsizlik PYD'yi endişelendiriyor. PYD Lideri Salih Müslim, seçilir seçilmez endişelerini yansıtacak biçimde "Suriye'deki Amerikan stratejisinin değişmeyeceğini düşünüyoruz" dedi.

Toparlarsak… Donald Trump, Alman bir dedenin torunu olarak 'Yeni Dünya'da onca ekonomik kazançtan sonra politik zaferin de şahikasına erişti. Bir başka deyişle soyunun ettiği ABD'ye ekonomik ve politik bağlılık yemininin ailesi açısından verimli bir mahsulü. "Taç giyen baş akıllanır" ilkesi gereği bu yemini, millet-devlet diyalektiğindeki hassas dengeleri gözeterek pekiştireceği muhakkak.

Ne var ki, bunu yaparken devletinin dış ihtiraslarını, milletinin iç sorunlarına kurban etmemesi gerekiyor. Ülkesinin tarihinin umut vaat eden ilk siyahi başkanı olarak gelip Bush'tan daha kötü giden Obama'nın akıbetine uğramaması için…

[status publish]

[geotag on]

[publicize off|twitter|facebook]

[category terör]

[tags TERÖR DOSYASI, FERHAT ÜNLÜ, TRUMP TOWER, TERÖR, STRATEJİ]

MOSSAD DOSYASI : Türk Hackerler Mossad'ın İnternet Sitesini Çökertti

 

Türk hacker grubu Aslan Neferler Tim, İsrail istihbarat servisi Mossad'ın resmi internet sitesini çökertti.

Türk hacker grubu Aslan Neferler Tim, İsrail istihbarat servisi Mossad'ın resmi internet sitesini çökertti.

İsrail'de gürültü kirliliğine neden olduğu iddiasıyla ezan okunmasının yasaklanmasını öngören yasa tasarısı komisyon onayından geçtikten sonra İsrail Meclisine sevk edilmişti. Alınan bu karar üzerine Aslan Neferler Tim, İsrail istihbarat servisi Mossad'ın www.mossad.gov.il adlı resmi internet sitesini çökertti.

Mossad'ın resmi internet sitesinin erişime kapalı görselini de paylaşan Aslan Neferler Tim tarafından yapılan açıklamada, "İsrail'in parlamentoda aldığı kararla ezanı yasaklamasından sonra İsrail istihbarat teşkilatına siber saldırı düzenlenmiştir. Aslan Neferler Tim olarak hak eden herkesin hakkını vereceğiz. Mossad'ın internet sitesi saldırımızın ardından çökertilmiştir. Yakında İsrail'in internet alt yapısını cehenneme çevireceğiz" denildi.

[status publish]

[geotag on]

[publicize off|twitter|facebook]

[category istihbarat]

[tags MOSSAD DOSYASI, Türk, Hacker, Mossad, İnternet Sitesi]

RUSYA & FSB DOSYASI : "Kırım, FSB için sözde sabotajcılar kaynağı"

Ukrayna Savunma Bakanlığı Sözcüsü Andrey Lısenko, Rusya’nın işgal ettiği Kırım’da sözde Ukraynalı sabotajcıları tutuklama mizansesine devam edeceğini ifade etti.

Ukrayna Savunma Bakanlığı’nın terörle mücadele operasyonundan sorumlu Sözcüsü Andrey Lısenko, Rusya Federasyonu’nun gizli servislerinin Rus işgali altında bulunan Kırım’da sıradaki “Ukraynalı sabotajcıları” gözaltına alma vakası ile ilgili açıklamada bulundu.
 
Ukrayna’nın bir televizyon kanalına konuşan Andrey Lısenko, “Günümüzde, Rusya Federal Güvenlik Servisi’nin (FSB) hazırlamış olduğu “Nereye Baksam Her Yerde Onlar Var” adlı yalanlar dolu dizisinin devamına tanıklık ediyoruz. Yeni bölüm, Rus işgali altındaki Kırım’da sözde Ukraynalı sabotajcıların gözaltına alınması ile ilgili. Rusya’nın gizli servisleri, çalışmalarının organizasyonu çerçevesinde her zaman standart yöntemlere başvuruyor. Biz, bunun devam edebileceğini tahmin etmiştik, çünkü Kırım yarımadası bir kaynak. Günümüzde, daha Rus saldırısı ve Kırım’ın işgalinden önce yarımadada bulunan yedek subayların, askerliği çoktan bırakan ve ticaret ile ilgilenen, Kırım’da aileleri ile birlikte yaşayan kişilerin bulunduğu değerli bir propaganda kaynağı. Bundan dolayı onların (Rus gizli servisler) özel olarak birilerini aramaya ihtiyacı yok” şeklinde açıklamada bulundu.
 
Bilindiği gibi, 10 Ağustos tarihinde Rusya Federal Güvenlik Servisi’nin (FSB), sözde Ukrayna Savunma Bakanlığı'na bağlı İstihbarat Servisi tarafından güya Kırım'da gerçekleştirilmesi planlanan “terörist saldırıları” engellediğini iddia ettiği bildirilmişti. İşgal edilen Kırım'ın Armanpazarı (Armyansk) şehrine yakın bir yerde 7 Ağustos’ta bir grup sözde ajanın yakalandığı bildirilirken, sözde Ukraynalı ajanlar ile Rusya güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada bir Rusya FSB görevlisinin yaşamını yitirdiği öne sürüldü.
 
Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna yönetimini, “terör politikasına başvurmakla” suçladı.
 
FSB’nin iddiasını yalanlayan Ukrayna Savunma Bakanlığı'na bağlı İstihbarat Teşkilatı temsilcisi Vadim Skibitskiy yaptığı açıklamada, bunu bir provokasyon olarak değerlendirdi. Konuyla ilgili açıklamada bulunan Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko, Rusya’nın suçlamaları asılsız ve alaycı olduğunu belirterek, “Bu fantaziler, Ukrayna’ya yeni askeri tehditleri savurmak için bir bahanedir. Rusya kendi kışkırtıcı açıklamalarıyla, Ukrayna’yı uluslararası toplum gözünde kötüleme çabalarında başarısız olacaktır ve ortaklarımız tarafından uygulanan yaptırımlarının kaldırmasını başaramayacaktır" dedi.
 
Bundan sonra FSB, Rusya tarafından işgal edilen Kırım’da sözde Ukraynalı sabotajcıları gözaltına aldığını birkaç kez daha açıkladı. Ancak her seferinde Rusya’nın iddiaları Ukrayna Savunma Bakanlığı tarafından yalanlandı.
 
Son olarak Rus işgali altındaki Kırım’da “Ukrayna Savunma Bakanlığı’nın talimatı üzerine Kırım’da sabotaj faaliyetleri gerçekleştirmekle” suçlanarak güya Ukrayna Savunma Bakanlığı’na bağlı İstihbarat Servisi görevlisi olduğu ileri sürülen 3 kişi 9 Kasım tarihinde gözaltına alındığı bildirildi. Daha sonra söz konusu kişilerin güvenlik uzmanları ve gazeteciler olduğu ortaya çıktı.

[status publish]

[geotag on]

[publicize off|twitter|facebook]

[category güvenlik]

[tags RUSYA & FSB DOSYASI, Kırım, FSB, sözde sabotajcı]

TEKNİK TAKİP DOSYASI : Tarihin en büyük bilişim casusluğu

93 sayfalık istihbarat raporu, FETÖ'cü bilişim şirketlerinin devlet kurumları ve özel kurumların gizli bilgilerini nasıl ele geçirdiğini ortaya çıkardı. Genelkurmay’dan TİB'e Emniyet’ten Havelsan’a kadar pek çok stratejik kurumun mahrem bilgileri, FETÖ’cü bilişim şirketlerince ele geçirildi. FETÖ, bu çok gizli bilgileri yabancı ülkelerde de servis etti.

Sabah gazetesi, FETÖ'cü bilişim şirketlerinin devlet kurumları ve özel sektördeki şirketleri nasıl teknik ablukaya aldığını gözler önüne seren istihbarat raporuna ulaştı. Darbe girişimi sonrası ortakları yurtdışına kaçan FETÖ'cü bilişim şirketleriyle ilgili çok önemli bilgiler yer alan rapora göre, Genelkurmay'dan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'na (TİB), Emniyet'ten Havelsan'a kadar pek çok stratejik kurumun mahrem bilgileri bu bilişim şirketleri üzerinden FETÖ'nün eline geçti.

KOZMİK MERKEZ ENDER SYS BİLİŞİM

Tarihin en büyük teknik casusluğunun detaylarıyla anlatıldığı rapora göre FETÖ, hem devletin belleğini yok etti, hem de mahrem bilgileri yabancı istihbarat teşkilatlarına servis etti. Sabah gazetesinin ulaştığı 93 sayfalık raporda adı geçen şirketlerden Endersys Bilişim, FETÖ'nün kozmik teknik istihbarat faaliyetlerinin merkezi konumunda. Endersys, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, ÖSYM, Sosyal Güvenlik Kurumu, TİB, Türksat ve üniversiteler gibi önemli kurumlara iş yaptı. Ayrıca TÜBİTAK, Bilgi Teknolojileri Kurumu (BTK), Roketsan ve Havelsan'la da çalıştı. Bu kurumlara Linux işletim sistemleri entegrasyonu, siber güvenlik, veri loglama, toplu SMS, bilgisayar ağı yönetimi gibi stratejik hizmetler verdi. Ve bütün faaliyetleri FETÖ'nün TÜBİTAK'ta etkin olduğu dönemde, bu kurumun desteğiyle gerçekleştirdi.

TİB OPERASYON ÜSSÜ HALİNE GELDİ

Bilişim güvenliğini sağlamakla görevli firmaların yaptığı tüm bu yazılımlar, izlemedinleme faaliyetleri için kullanıldı. Böylece devletin tüm teknik hafızası FETÖ'cülerin kontrolüne geçti. Ülke güvenliğini sağlamak amacıyla teknik istihbarat faaliyetleri yürütmek üzere kurulan TİB; FETÖ'nün, devletin gizli bilgilerini çaldığı ve kişilerin özel hayatına girdiği bir 'operasyon üssü'ne dönüştürüldü. Yaklaşık 2 milyar saatlik dinleme kaydını arşivleyecek hafızaya sahip TİB'de 130 milyon saatlik ses datası kayboldu. TİB, bu nedenle 15 Ağustos'ta resmen kapatıldı.

İNTERNET GÖRÜŞMELERİNE TAKİP

FETÖ'cü Endersys, TİB tarafından bir dönem kullanılan Voitap adlı özel dinleme yazılımını üretti ve TİB üzerinden Türkiye'de hedeflediği internet görüşmelerini izleyip dinledi. Voitap, Endersys'in ortaklarından olan Murat Balaban'ın geliştirdiği bir yazılım. Voitap'ın özelliği, internet üzerinden yapılan konuşmaları dinleyip kaydedebilmesi.

ELEKTRONİK CASUSLUK YAPTILAR

Voitap, 2007-2014 arasında TİB tarafından kullanıldı. Bu da FETÖ'nün TİB gibi dinleme üssü olan bir devlet kurumu üzerinden o tarihlerde internetteki telefon trafiğini kontrol ettiği anlamına geliyor. Voitap programında hedeflenen hatlar IP bazlı olarak dinlenerek kayıt altına alınıyor. Bu yazılımla yurtiçi ve dışında yapılan görüşmeler kaydedilebiliyor. Endersys'nin asıl amacı ise, kendi teknik takip sistemlerini hedef kurum ve firmalara kurup buralardan veri toplamaktı.

FETÖ SEMPATİZANI İSTİHBARAT UZMANI

MİT'in bir raporunda Voitap'ı geliştiren Murat Balaban'ın Gülen sempatizanı olduğu belirtiliyor. Boğaziçi Üniversitesi mezunu Balaban, yazılım mühendisliği ve teknik istihbarat konusunda uzman bir isim. Aynı raporda böcek davası sanığı FETÖ'cü Hasan Palaz, Barış Şimşek, İsmail Yenigül, İsmail Kokuroğlu, Sadettin Özkan, Erdal Çoban ve Ömer Faruk Şen de FETÖ'nün bilişim uzmanları olarak nitelendiriliyor. Raporda ayrıca Hasan Palaz'la iltisaklı olan FETÖ'cü bilişim şirketi Martin Telekom'un internet ve uydu üzerinden izleme-dinleme yaptığı ve Eskişehir merkezli Ülkem bilişim firmasının da FETÖ lehine teknik casusluk faaliyetleri yürüttüğü kaydediliyor.

İŞTE RAPORDA ADI GEÇEN O ŞİRKETLER

Rapor da adı geçen şirketler şunlar: İsim Tescil Bilişim AŞ, İsim Tescil İnternet Teknolojileri AŞ, Fins Bilişim Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, BS Bilgi Teknolojileri AŞ, Ölçü Bilişim Limited Şirketi, Empatel Telekom Hizmetleri Sanayi ve Limited Şirketi, Omtinel Telekomünikasyon Limited Şirketi, Endersys Bilişim Anonim Şirketi, Inforcept İletişim Teknolojileri Bilgisayar Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Vizyon Arge Teknoloji Anonim Şirketi, Inceptra Yazılım AŞ.

[status publish]

[geotag on]

[publicize off|twitter|facebook]

[category istihbarat]

[tags TEKNİK TAKİP DOSYASI, Tarih, bilişim casusluğu]

21 Kasım 2016 Pazartesi

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI /// IŞİD lideri : Allah'a düşman olan birinin kafasını kesmek bir zevktir

IŞİD liderlerinden Raşit Kasım (Rachid Kassim), Washington'da yaşayan Amarnath Amarasingam'a konuştu. Akademisyen Amarasingam'a konuşan 29 yaşındaki Kasım dünya üzerinde en çok aranan kişiler arasında.

CNN Türk'ün haberine göre; Fransa doğumlu Kasım ülkesinde iki polis bir de Katolik rahibi öldürüp Suriye'ye kaçtı. Kasım, "Her şeyi arkamızda bıraktık. Eşim ve küçük kızımla, cebimizde sadece 1500 euro varken Suriye'ye geldik. En çok Gaziantep'te bırakmak zorunda kaldığım harika kedimi özlüyorum" dedi.

"Allah düşmanının kafasını kesmek zevktir"
İngiliz Daily Mirror gazetesi Amarasingam'ın Kasım'a, "Kafa keserken ne hissediyorsunuz?" sorusunu yönelttiğini yazdı. Kasım'ın cevabı ise, "Bir hayvanın kafasını kesmek zordur. Ama Allah'a düşman olan birinin kafasını kesmek bir zevktir" oldu.

Kasım, "Fransa'da polisler tarafından çok yakından takip ediliyordum. Sabahları koşuya çıktığımda iki polis beni takip ediyordu. Farketmemem için saklanıyorlardı ama bu durum çok komik gözüküyordu" dedi.

DEAŞ lideri, "Fransa'da kalsaydım büyük bir saldırı hazırlardım. Oradayken de bunu düşündüm ama ailem korktu. Müslüman olmayan topraklarda yapılan en ufak saldırı bile Suriye'deki büyük bir saldırıdan daha iyidir" diye ekledi. Kasım, örgütün Fransa'da saldırı düzenlemeye devam edeceğini dile getirdi.

[status publish]

[geotag on]

[publicize off|twitter|facebook]

[category terör]

[tags IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI, IŞİD, lider, Allah, düşman]

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : PARALEL CASUSLUK HİZMETLERİ A.Ş.

FETÖ’cü bilişim şirketleri, 15 Temmuz darbe kalkışmasına uzanan süreçte aktif rol aldılar. Fiber ağlarla kuşattıkları Türkiye’ye siber savaş açan bu şirketlerin isimleri tespit edildi

"Türkiye, büyük bir telekulak kuşatması ve siber saldırı ile karşı karşıya. Bu savaşın görünen kısmı medyaya yansıyor. Ama medyaya yansımayan asıl büyük savaş derinlerde yaşanıyor. Siber teknoloji ve teknik istihbarata dayalı bir büyük savaş bu. Paralel Yapı'ya yakın bilişim şirketleri Türkiye'nin siber güvenlik anahtarlarını düşman/rakip ülkelere veriyor. 100 yılda savaş denilen olgunun çehresi pek değişti. Türkiye, 1. Dünya Savaşı'nda tersanelerine girilmiş bir ülkeydi. Şimdiyse fiber ağlarla kuşatılmış bir ülke. Recep Tayyip Erdoğan, seçim meydanlarında boşuna 'milli mücadele' demiyordu." 24 Ağustos 2014'te yazdığım 'Paralel casusluk hizmetleri AŞ' başlıklı yazı, bu cümlelerle son buluyordu. Aradan geçen sürede Erdoğan'ın milli mücadele dediği savaşta, 15 Temmuz gibi çok kritik bir eşik atlattı Türkiye.

Bu köşede 2,5 yıl önce yayınlanan yazıda adı geçen bilişim şirketlerinin ortaklarının hemen hepsi 15 Temmuz darbe kalkışması sonrası yurtdışına kaçtı.

SABAH Özel İstihbarat Bölümü olarak FETÖ'nün bilişim şirketleriyle ilgili önemli bir istihbarat raporuna ulaşınca o yazının devamını yazmak şart oldu. Raporun ayrıntılarını SABAH'ta Abdurrahman Şimşek ve Nazif Karaman'la birlikte hazırlayacağımız yazı dizisinde okuyacaksınız.

FETÖ'NÜN KOZMİK ŞİRKETLERİ

Bu yazıda sadece FETÖ'ye müzahir bilişim şirketleriyle ilgili genel bilgiler vereceğim: Raporda adı geçen pek çok şirket var. Bu şirketlerin isimleri şunlar: İsim Tescil Bilişim AŞ, İsim Tescil İnternet Teknolojileri AŞ, Fins Bilişim Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, BS Bilgi Teknolojileri AŞ, Ölçü Bilişim Limited Şirketi, Empatel Telekom Hizmetleri Sanayi ve Limited Şirketi, Omtinel Telekomünikasyon Limited Şirketi, Endersys Bilişim Anonim Şirketi, Inforcept İletişim Teknolojileri Bilgisayar Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Vizyon Arge Teknoloji Anonim Şirketi, Inceptra Yazılım AŞ.

Bunlar, pek çok devlet kuruluşuna ve önemli özel şirketlere hizmet veren bilişim firmaları. Bu şirketleri yöneten isimlerden üçü kritik: Abdullah Büyük, Salih Sarıgül ve Nurullah Bayram. Kod adı Ferhat Tunalı olan Abdullah Büyük özellikle önemli bir isim.

FETÖ'ye yönelik bir himmet soruşturmasında yakalanıp serbest bırakıldıktan sonra Bulgaristan'a kaçan ve 10 Ağustos'ta Türkiye'ye iade edilen Büyük, Anadolu 6. Sulh Ceza Hâkimliği'nde hem Ferhat Tunalı kod ismini kullandığını söylemiş, hem de Yaptığım her şey şeffaftır" diyebilmişti. Yazı dizimize konu olacak istihbarat raporuna göre Salih Sarıgül bütün bu işin imamı pozisyonunda. Nurullah Bayram ise kurumlar arası köprü görevi gören eski bir Kaynak Holding çalışanı.

Bu isimler haricinde önemli bir isim daha var: Barış Şimşek. Şimşek, Ölçü Bilişim'in asıl sahibi. BS Bilgi Teknolojileri'nin kurucusu. FETÖ'nün operasyonel bilişim firması Endersys'de de genel müdürlük yapmış.

Şimşek'in ayrıca Endersys'de Murat Balaban, İsmail Yenigül ve Ömer Faruk Şen ile ortaklığı var. Son üç ismin aynı hisse paylarıyla Inforcept firmasında da ortaklığı bulunuyor. Bu FETÖ'cü şahıslarla ilgili bugüne kadar maalesef hiçbir işlem yapılmamıştı. Hepsi 15 Temmuz hain darbe girişiminde rol aldılar ve darbe kalkışması sonrası yurtdışına kaçtılar. Hatta Murat Balaban, darbe kalkışmasında Türksat'a izinsiz giren mühendislerin içinde yer alan Aydın Yavuz'un genel müdürlüğünü yaptığı Vizyon Arge'nin sahibi. Barış Şimşek şimdi ABD'de, Balaban'ın da yurtdışına kaçtığı sanılıyor.

İNTERNET GÖRÜŞMELERİNİ DİNLİYORLAR

Murat Balaban, dinleme ve izleme sistemleri üzerine uzmanlaşmış bir isim. Voitap adlı dinleme yazılımını geliştiren kişi. Yazılımın özelliği, internet üzerinde yapılan konuşmaları dinleyip kaydedebilmesi. Ve bu yazılım 2007-14 arasında Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından kullanıldı. Bu da FETÖ'nün, elemanlarının yanı sıra bu şirketleri de sızdırdığı TİB gibi devlet kurumları üzerinden o tarihlerde bile internetteki telefon trafiğini kontrol ettiği anlamına gelir.
TİB, kapanmadan önce bu tür yazılımları kullanan bir kurumdu. Ülke güvenliğini sağlamak amacıyla teknik istihbarat faaliyetleri yürütmek üzere kurulan TİB, FETÖ'nün, devletin mahrem bilgilerini çaldığı ve kişilerin özel hayatına girdiği bir 'operasyon merkezi'ne dönüştü. Zaten bu nedenle kapatıldı.

Kamu kurumlarına ve özel firmalara, ücreti mukabili bilişim sistemleri güvenliği sağlama işini üstlenmiş FETÖ'cü bilişim şirketlerinin asıl maksadı, kendi teknik takip sistemlerini hedef kurum ve firmalara kurup buralardan veri toplamaktı.
Bu FETÖ'cü şirketlerin yöneticileri arasındaki en kritik isimlerden biri Murat Balaban idi. Balaban'ın ortağı olduğu Endersys ve Inforcept firmalarıyla ilgili Paralel casusluk hizmetleri AŞ başlıklı yazımda şu bilgilere yer vermiştim: "Siber istihbarat savaşı, yalnızca devletlerin değil, çok uluslu şirketlerin de içinde olduğu bir savaş. Bu şirketlerin Türkiye'de de uzantıları var. Hatırlarsanız Wikileaks'in casus teknolojileri satan şirketler listesinde bir Türk firmasının adı çıkmıştı: Inforcept Network. Inforcept, telefon görüşmelerinin ve internet yazışmalarının DPI denilen yöntemle izlenmesine olanak veren teknolojileri pazarlayan bir şirket ve Emniyet Genel Müdürlüğü, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) gibi kamu kurumlarıyla da iş yapıyor. Ağustos 2011'de kurulan bu şirketin dört ortağı var:Murat Balaban, Ömer Faruk Şen, İsmail Yenigül ve Barış Şimşek. Bu kişilerin firmadaki ortaklık payları da eşit. Bu dört kişinin ortağı olduğu bir başka şirket daha var. Endersys Danışmanlık Yazılım İletişim Bilgisayar Teknolojileri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Ne hikmetse bu şirkette de ortaklık payları eşit."

FİBER KUŞATMAYLA SİBER SAVAŞ
Endersys ve Inforcept gibi FETÖ'nün kozmik bilişim firmaları, örgütün arşivinin nerede olduğu sorusunun yanıtını bulmak açısından da önem taşıyor. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan çatı iddianamesine göre, Gülen örgütünün arşivinin bulunabileceği yerler şunlar: İstanbul İkitelli'de bir mobilya mağazası, Kanada, ABD, Afrika ülkeleri ve Arnavutluk.


Endersys ve Inforcept'in adı Wikileaks belgelerinde de teknik takip yapan şirketler olarak geçmişti. Wikileaks'in ortaya çıkardığı haritaya göre Türkiye'yi izleyen şirketin adının Inforcept Networks olduğu belirtilmişti. Bu şirket kişilerin cep telefonu ve bilgisayar kayıtlarını dosyalıyor. Liderlerden sade vatandaşlara kadar herkesin hareketlerini adım adım takip edebilen bu şirket, dosyaladığı bilgileri gizli servislere sattı.

Türkiye'nin istiklal mücadelesinin siber istihbarat boyutları asla unutulmalı. Zira fiber ağlarla açılmış siber savaş cephesinin kazananı, büyük savaşın da galibi olacak. 'Paralel casusluk hizmeti' şirketlerini birer birer çökerten Türkiye, siber kuşatmayı eninde sonunda yaracak.

[status publish]

[geotag on]

[publicize off|twitter|facebook]

[category terör]

[tags FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI, FERHAT ÜNLÜ, PARALEL, CASUSLUK HİZMETLERİ]

Teşkilatı Mahsusa

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU paylaşımlarının yapıldığı resmi blogdur. strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo